Fragmanlar I Sergi



Görsellerin bazıları sola yatıktır. Durumu düzeltmek için çalışıyoruz.

Arkeoloji bölümü öğrencisi Muhammed İsa Musa Alpar, Kara Sanat Atölyesi’nde açtığı ‘Fragmanlar’ sergisi ile yıllar boyunca üretmiş olduğu hazır nesne, resim, heykel ve baskıları sergiledi. Üretimlerinde antik referansları güncel sunumlarla birleştiren Alpar; yağlı boya ve dijital baskı tekniklerini kullanarak ürettiği kolaj ve hazır nesne sunumları ile eski-yeni ikiliğini, birbirine eklemlenmiş fragmanlar halinde sunuyor. Aldığı Arkeoloji eğitiminin izlerini görebileceğimiz seçkide aynı zamanda tarih bilinci ve yöntem üzerine eleştirel bir bakış açısı ortaya çıkıyor: Laboratuvar dışı, organik bir semboller sistemi.

Metodolojinin sabit hale getirdiği araçsal kurgular, zamanı bizzat deneyimleyen insan tarafından nasıl karşılanmalı?




Sanatçı, iki tablodan oluşan serisinde kartografi (Haritalama) yöntemlerini baz alıyor. Haritaların okunmasını ve öğelerin tanımlanmasını kolaylaştıran şemayı, alanların boyutlarını değiştirerek sunan Alpar, ‘İnsan’ ve ‘Ölüm’ sözcüklerini kendi seçtiği görsel eşlenekler ile beraber sunuyor. Renk alanı, sözcük ve görsel betimleme bir araya geldiğinde ise tanımlamanın krizlerini ve örtüşen bir temsilin imkanını tartışmaya açıyor. 




Bilgiyi aktaran, iletiyi taşıyan ve anlam birliğini oluşturan semboller, siyah bir dikdörtgen ile kapatılmış. Böylece sanatçının kelimeleriyle ‘sonsuz yazı topluluğu’, işlevini yitirmiş ve mesajını iletemeyen bir halde sunuluyor. Uygulanan bu ‘estetik sansür’ ise kelimeler ile siyah dikdörtgenin oluşturduğu renk alanını bir anagram olarak yeniden üretiyor. Böylece okuma evresi kalın çizginin baskın doğası ile taşan sözcüklerin verdiği kesik referanslar arasında gidip geliyor.




Kendi ekseni etrafında dönmek koşulu ile -işlevi olduğu varsayılan- mutlak daireyi artık çizemeyen, sakatlanmış ve tek tarafı eksik bir pergel. Araştırma araçlarının beceriksiz formlarını gördüğümüz işlerde yöntem becerisi, metal aparatın sardığı neredeyse sonuna gelinmiş kalem kadar işlevini yerine getiremiyor.


Alpar, düz çizgileri ve birbiri ardına dizilmiş sayıları ile Dünya’nın ölçülebilir yanına gönderme yapan metreyi dalgalı bir biçimde eksilterek, ölçümün dinamiklerini gözler önüne seriyor. Matematik ve uzamın mutlak kabulüne karşı, gördüğümüz bu ‘dejenere’ metrede ölçülebilen tek şey göreceliliğinin dalga boyu.


İnsanın Dünya’dan çıplak gözle yaptığı gezegen gözlemlerinin ve teleskop ile yapılan incelikli gözlemlerin yarattığı görsel gerilim, kilden yapılmış bir formda buluşuyor. Böylece kısık gözle atmosfer dışına atılan bir bakışla, mercek aracılığı ile üretilen net görüntü karşı karşıya gelmeden insan algısının süzgeçlerinden geçerek aynı yüzeyde bir araya geliyor.


Pusulanın çevresi olmadan, dikey uçlarından uzatılmış bir yön ibaresi, çift taraflı bir kılıç gibi iki tarafa da zarar veren bir savaşın metaforu haline getirilmiş. Savaşın yer-yön tarifi nasıl olur bilinmez ama yenilgi iki tarafa da ait.


Sınırları belli olan bir habitata bırakılmış, dili fanusun camına yapışmış plastik bir ördek, ana malzemenin aksine akışkan bir malzeme olan su ile birlikte sunuluyor. Bu ‘yeni nesil oyuncak’; yetişkinler için tasarlanmış ve saf oyun kurgusuna karşıt mutasyon sonucu bozunuma uğramış bir nesne olarak karşımızda.

Oldukça bilinen ve pahalı ürünler sunan prestijli bir markanın logosu, ince kırmızı metal bir plakanın üzerinde yekpare bir endüstrinin -en iyi ihtimalle- hasarlı bir çıktısı gibi yerleştirilmiş. Yerleştirilen logonun, sanat eseri olarak ‘değeri’ arttıkça, marka olarak değeri azalıyor.



Bir yandan Ortaçağ boyunca geceleri holleri aydınlatan mumlar ile diğer yandan elektrik akımı ile çalışan modern LED. Sergi alanında ışık vermeyen iki nesne, şamdanlığın bir terazi olarak dengeleyebildiği iki yakın kurgu olarak eşit şartlarda savaşıyor.




Günümüzde çeşitli algoritmalar ile çalışan yapay zeka sistemleri, resim sanatının büyük ustalarından biri olan Rembrandt’ın eserini yeniden üretebiliyor. Musa’nın işinde, Rembrandt’ın otoportresinin baskısı üzerinden açılan yırtıklardan, kağıdın açıklığında beliren alt yüzeydeki kodlar seçilebiliyor. Yaratımın farklı bir faza geçtiği böylesi bir senaryoda yaratıcılık nerede konumlanacak? Yoksa tanımı sonsuza kadar değişmek zorunda mı kalacak?


Rothko’nun masif renk alanları ile oluşturduğu yağlı boya tablolarla benzerlik gösteren işinde Musa, siyahı ve tamamlanmamış bir gri alanı kullanarak kendi kişisel yorumunu hiçlik kavramını devreye sokarak katmaya çalışıyor.


Birden farklı hikayesi ve kaderi olan İsa’nın kanı, insan tarafından laboratuar koşullarında incelenen bir nesne haline indirgenmiştir. Numune gibi incelenen ‘akışkan tarih’, kurtarıcının kutsallığı ile basit bir beden sıvısı arasındaki gerilimin ortasında camda beliren yansımadan seçilebilir.


Franz Kafka’nın gerçekliği yere serilmiş ve bize çelme takmamak için orada olan bir ip olarak kurguladığı aforizmasından yola çıkarak ürettiği işte sanatçı, küre ile simgelenen bireylerin düz yoldan ayrıldığı zaman zeminde bıraktığı etkinin izini sürüyor.


Aydınlatma ve teknik unsurların aracılığı ile araştıran gözün deşifre ve karanlığı açımlama yetisi, o aracın sınırları ile tanımlanır. Işığı grafiksel bir çözümleme ile karikatürize eden Alpar, karanlıkta kalan alanların aydınlatılmasındaki kapalı sınırları görselleştiriyor.


Karanlık arka plan üzerinde belli belirsiz yamuk bir çizgi gibi gözüken fırlatılmış ok, göldeki bir kuğu ile benzeşerek Eros’un oku gibi davranıyor. Kendisi yerine görüntüsünü ve işlevini fırlatan sembol, su üzerinde fonksiyonları değişmiş bir nesnenin yansıması ile örtüşmeyi başarıyor.


Agresif bir yılan türü olan Kobra yılanı, antik uygarlıkların kültürel üretimlerinde tekrar eden bir unsurdur. Antik cevapların uzaklığı ve güncel problemler göz önüne alındığında: Soru işaretine benzeyen ‘karma tür’ bir kobra, bilinmeyenin ufkuna dair bir soruşturmanın parıltısını barındırır mı?


Hacmin dağılış biçiminin objeyi değiştirme ve başkalaştırma biçimleri Musa Alpar tarafından tekrarlanan bir tema. Kabzası değişmezken; sivri ve ucu keskin çelik bir kılıcın, yuvarlak hatlara sahip pasif bir küre haline gelmesi işlevsiz bir kılıç mı yoksa yeni bir silah mı üretir?


Ateş fotoğrafı üzerine katmanlar halinde sunulan cehennem anlatısına ait bir kapağı ve üzerinde sınırına yerleştirilmiş bir figürü bulunduran kurgu, mitolojik bir hikayeye referansla oluşturulmuş. Aşkın ve sınırsız mekanların, söz konusu insan olduğunda afallaması kaçınılamaz. Cehennemin kapağı, bu iki dünyanın sınırını netleştiren bir ayraç.


Yöntem eleştirisini, güncel ve tarihsel refleksleri ile aldığı eğitimin araçlarını birleştirerek harmanlayan Musa Alpar’ın ‘Fragmanlar’ sergisinde; arkaik dönemden günümüze, metodik karmaşayı ve krizleri keşfetmek mümkün.

Sergi için sanatçının hazırladığı metin aşağıda okunabilir:



Bu sergi kısa çaplı bir retrospektif olarak değerlendirilebilir. Çünkü kendi açımdan belirli bir ifade yöntemi veya ilişki kurulabilir teknik bir gösterim üslubundan ziyade, işlediğim konuların ve kavramların kendi kümeleri içinde nasıl idealleşerek gösterilebileceğini araştırdım. Ayrıca bu kavramların veya olayların tarihsel bilgisinin ve ilgilendiğim fenomenin bağlı olduğu alt kavramların çalışmalarımı yönlerdirmesine izin verdim. Bu nedenle bende meydana gelen fikri, oluşmuş bir düşünceyi ve en önemlisi duyguyu teorik olarak elde ediyorum ve duyguyu kişisel olarak sadece üretme eyleminde buluğumu ifade edebilirim.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir