Çevrim İçi Kültür Bombardımanı Günlerinde Bir Alternatif: Sanal Turla(macala)ra Karşı Net Sanatı Antolojisi

Bir Sanat Eleştirmeni Olarak Sanal Galerileri Ziyaret Etmek Nasıl Hissettiriyor?


Yazının orijinali Hyperallergic’te yayımlanmıştır. İngilizce’den Türkçe’ye çevrilmiştir.


Pandemi sebebi ile galeriler ve müzeler artık sanal deneyimler oluşturuyorlar. Onları ziyaret etmek ise, işte tam olarak böyle.

Seph Rodney 25 Mart, 2020

Metropolitan Sanat Müzesi’nin 360° Projesi’nden Ekran Görüntüsü (bütün fotoğraflar yazara aittir)

Şimdiye kadar sayamayacağım kadar galeri ve müze gezdim. Öyleyse, benim gibi hayatını kazanmak için sanata bakan birine -geçen haftaya kadar ayaküstü turlayabileceğim- alanları şuan sanal olarak gezmek nasıl hissettiyor? İtiraf etmek gerekirse, en gelişmiş teknolojik şartlarda bile yapayalnız ve garip bir şekilde sınırlayıcı.

Öngörülebilecek bir geleceğe kadar hayatta kalabilecek, ücradaki köşelerden birine fırlatılmış meraklı bir izleyici gibi hissediyorum. Açlıktan ölmeyeceğim ama kanlı canlı topluma ulaşmak için yolumu da zor seçiyorum.

Ulusal Sanat Galerisi Sanat Fuarı Ekran Görüntüsü


Metropolitan Sanat Müzesi yıllardır sıklıkla zevk ile araştırdığım bir alan olduğu için sanal turuma oradan başladım. (Özellikle Pasifik Adaları totemleri ve yontu figürlerin olduğu kısım favorim.) 360° ile Tanışın Projesi için aldığım mail bana ‘’genellikle halka erişilebilir olmayan bir geçiş ve perspektif’’ önerisi ile, videoların zevkini çıkarabileceğimi ima ediyordu. Bu gerçekten doğru. ‘’Büyük Antre’’, birinci-kişi perspektifine sahip ve new-age enstrümental müziğinden oluşan bir çalma listesi size gezinti boyunca eşlik ediyor. Görüntü, daire biçimindeki odanın ortasına kadar raya oturtulmuş bir kamera ile zemin seviyesinin üstünden süzülüyor. Yakınlardaki oyuğu ve danışma masasının ortasındaki vazodaki çiçekleri yenileyen çalışanları dikkate alarak, gezintisini erkenden bitiriyor. Daha sonra insanları içeriyi doldururken gösteriyor. Bazıları personel gibi, daha sonra da ziyaretçiler giriyor. Aceleci gözükmüyorlar. Saat erken ve gün; yavaş ve yöntemli bir şekilde okunabilecek şekilde -açılıp kapanabilecek- bir parşömen gibi. Bütün yol boyunca, klavyedeki yön tuşlarını ve fareyi kullanarak girişteki koridorda tavandan yere kadar her yöne bakabiliyor olmama rağmen, kameranın boşluktaki yeri beni geriyor.

‘’Dendur Tapınağı’’ videosu da aynı yaklaşımı sergiliyor. Fakat buradaki müzik daha inişli çıkışlı ve galerinin bu kısmında derin bir his var; sanki uyuyan antik tanrılar var ve hiçbir zaman uyanmak istemeyecekmişim gibi. Daha sonra ise video insanların alana girişine ait bir hızlandırılmış kayda dönüşüyor. Böylece bilinemeyen ve yeri değiştirilemez bir şekilde bekleyen tanrıları, hem boşaltıyor hem de dolduruyor.

Fergus McCaffery’nin sanal sergisinden ekran görüntüsü

Diğer mail davetleri ise beni (Ezeal tarafından ev sahipliği yapılan) Marc Straus galerisinin yerleştirme görselleri, Sean Kelly’s’in ‘’3D Turu’’ ve Fergus McCaffery’nin sitesinde ‘’sanal sergi’’ olarak geçen seçkisini ziyaret etmeye ikna etti. Hepsi temelde aynı şeyi yapıyor: soyutlanmış sergi alanının genel haritasını verip beni aşağıya doğru fırlatıyor, daha sonra sürüklememe, ilerlememe, daha sonra yeniden sürüklememe izin veriyor. Sıklıkla, bir sanat eserinin sanal olarak önünde dikilebiliyorum ya da farklı açılardan izleyebiliyorum.

Marc Straus’un sitesinde cesaret edip Jeanne Silverthorne’nin işlerinin olduğu odaya girebildim fakat diğer bir sanatçı James Rosenquist’in eserlerini görmek istediğimde, yarı opak mavi bir ekran beni engelledi ve ‘’sınırların ötesindeki sergi’’ mesajı ile karşılandım. Serginin devamını görebilmek için hesabıma giriş yapmam gerekiyormuş (hesap açmadım).

Sean Kelly’nin Julian Charrière’ye ait Hiçbir Dünyevi Kutba Doğru Değil sergisi en sinir bozucu olanı çünkü -gece ile dönüşen uzay peysajları gibi- olan iş, şaşırtıcı derece tatlı olmasına rağmen cam kaplı baskıların yansıması, neyi gördüğümü seçmemi engelliyor.

IPCNY ve Fergus McCaffery fotoğraflarda çok daha iyi bir iş çıkartıyor. Özellikle IPCNY daha keskin görüntülere sahip. Artı olarak, odaklandığım parçaya tıkladığımda detaylı bilgi alabileceğim ya da üzerinde gezinebileceğim zıt renklerdeki butonları sağlayarak akıllıca davranıyorlar. Bu durum, normalde fiziksel olarak arayacağım bilgilere erişimimi sağlıyor. Bunlar sanal galerinin en tatmin edici deneyimlerinden bazıları. 

IPCNY’nin 3D Sanal Turundan Ekran Görüntüsü

Detaylı görünüm içeride


Geçen hafta gerçekleştirilmesi beklenen Art Basel, her şeyin başına geldiği gibi salgın sebebi ile iptal edildi. Lévy Gorvy’nin Art Basel ‘’izleme odaları’’, akıllıca ve dinamik bir sunuma sahip.

İzleyiciyi -bazıları görkemli boya dokularını görebileceğim şekilde duvara bitişik- altı parça arasında yavaşça ilerleyebildiğiniz bir platforma yerleştiriyorlar. Daha sonra bütünü görebilmek için yavaşça geriye çıkartıyorlar. Bütün olay 30 saniye kadar sürse de, tekrar tekrar izledim.

Postmasters ve Gavin Brown gibi birçok galeri, yapıları diğerlerine göre daha az uygulamalı hissettirse de sergilerine dair kavramsal bir görüş veren yüksek çözünürlüklü fotoğraflar sunuyor. Ulusal Sanat Galerisi ise tanıtım mailinde ‘’güncel sergilerin video turlarını’’ içerdiğini söylüyor, -ki bu doğru, Doğaya Sadık Olarak adlı serginin sayfasındaki ‘’Küratörün Hızlı Turu’’ adlı bir yan kutucukta- bedenim olmadan, benim işler hakkında görüşlerim yer alıyor. Müze aynı zamanda izleyiciye gösteri boyunca eşlik eden ve içten davranan bir araştırmacı aracılığı ile, Degas at the Opéra adlı sergiye ilişkin bir konferans sunuyor.

Degas’ı dinleyecek ve izleyecek kadar sevsem de, işlerinden edinmek istediğim tecrübe gibi hissettirmiyor. Çok belirleyici ve görüşü fazlasıyla kontrol eden bir yapı hakim.


Levy Gorvy’nin Art Basel izleme odasından ekran görüntüsü


El Museo del Barrio ise sanatçıların ve küratörlerin kurum ile ilgili sorunları konuştuğu bir videoya yer veriyor. Normalde bu içeriklere fazla zaman ayıramıyorum, ama Deborah Cullen’in ‘’Olağan Şüpheliler’’ konusuna odaklamış bir bienal aracılığı ile -büyükşehirde yaşayıp iş üreten ve müzeler tarafından bilinmeyen yeni sanatçıları- ortaya çıkarmak üzerine olan ses kaydını dinledim. Görsel bir deneyimden uzak olsa da, bu kayıt müzeyi niyetleri ve tutkuları olan canlı bir varlık (entity) olarak düşünmeme sebep oldu. Bu düşünce hoşuma gitti çünkü müzeler sıklıkla ellerinde tuttukları poker kartlarını saklamakta usta olan oyuncular gibi davranıyor.

El Museo Del Barrio videosundan ekran görüntüsü

Sanal alanlarda geçici olarak yaptığım gezilerde keşfettiğim üzere 360° ile tanışın’da bulunan rehberli görüntüyü tecih ettiğime karar verdim. Sadece gezinti yapmama izin vermek yerine; zorlayabileceğim, test edebileceğim, sürtebileceğim ve beni zihinsel yorgunluktan dolayı pes ettirecek bir şey sunuyorlar. Bu durum kişisel olarak oraya yapılan bir ziyarete paralel hissettiriyor. Önceki çalışmalarım da bahsettiğim gibi, bir müzeyi ziyaret etmek son on yılda çok değişti ve kendi sanal ziyaret deneyimlerimden yola çıkarak dillendirirsem; kürate edilmiş bir sergide diyaloğa karışabilmek ve bir neden edinebilmek adına küratörün bakış açısına ihtiyaç duyuyorum. Diğer türlü, dil girdisini ve anlamı yavaş yavaş kaybederek mekanda gezerken, sadece kendim ile konuşmuş oluyorum.

Yazının orijinali: https://hyperallergic.com/548665/what-its-like-to-visit-virtual-galleries-as-an-art-critic/

—————————————————————————

Rhizome tarafından oluşturulan Net Art Anthology adlı çalışmaya dair bilgileri içeren bir derlemedir. İngilizce’den Türkçe’ye çevrilmiştir.

Rhizome’un dijital koruma departmanı ile birlikte oluşturulan Net Sanatı Antolojisi, alanda en bilinen sanat eserlerinin bile erişilemez hale geldiğini ve tarihsel perspektiflerin kısırlaşmaya yüz tuttuğuna dikkat çekmek için kurulmuştur.

Rhizome, geniş katılımlar, birbirinden ayrık pratikler, gelişigüzel ortaklıklar ve anbean değişen kural ve estetik standartlar ile tanımlanabilecek bir alanda gerçekleştirilen; olanaklı hale gelebilecek bir net sanatı kanonu eskizi oluşturmak adına 100 örnek sanat eserini koruma, tanımlama ve sunma gibi karmaşık görevler serisini üstlenmiştir.

YAPI

Net Sanatı Antolojisi birbirinden farklı beş bölümden oluşmaktadır.

İlk dördü kronolojiktir: erken ağ kültürleri ve erken web (1998’den sonra); Flash ve bloglar (1999-2005); sörf klüpleri, erken postinternet sanatı ve sosyal medya platformları (2006-2011); mobil uygulamalar ve sosyal medya doygunluğu (2012-şimdi)

Son kısım ise, bütün zaman periyotlarını proje süresince ortaya çıkan boşluklara işaret edecek şekilde kapsamaktadır.

KRİTERLER

Bu proje şu şekilde olan net sanatı çalışmalarını öne çıkarmaktadır:

1) Neti, açığa çıkan bir sübjektifliğin ifadesini vermek için kullanan,

2) Yeni kolektif kültürel formlar şekillendiren,

3) Belirlenmiş bir ağ aracılığı ile derin ve tikel bir rezonans kuran estetik, öznel, politik ve kavramsal pozisyonlar tutan, 

4) Anlamlı bir şekilde yeniden oluşturulabilen, inşa edilebilen veya bu sergi için yeniden performe edilebilen 


TANIM

Net Sanatı Antolojisi, net sanatını; genişleyen, birçok ortam(medium) ve disiplin ile kesişerek hibrit sanat pratikleri kuran hali ile temsil etmeyi hedeflemektedir.

Yöntemdeki bu farkları karşılamak için Rhizome ‘’net sanatını’’: ‘’üzerinde etki bırabileceğiz ya da ağa etkiyen’’ bir sanat biçimi olarak tanımlar.

Rhizome, kurumlar tarafından sıklıkla kullanılan  ‘’net.art’’ veya ‘’internet sanatı’’ yerine sanatçılar tarafından yaygın olarak kullanılan ‘’net sanatını’’ tercih eder çünkü bu 90’ların ortasındaki spesifik bir akımı çağırıştırır.

Net Sanatı tabiri aynı zamanda, ağın sanatsal bir ortam (medium) olarak kullanımının sadece radikal örneklerini değil, resmi olmayan (informal) pratiklerden olan özçekim (selfie) ve Twitter şiirlerini kapsamayı uygun görür.

Net Art Anthology (Net Sanatı Antolojisi): https://anthology.rhizome.org/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir