Felaket Temsil Edilemediğinde



Dünyayı temsil edebilmek onu anlamaktan geçer… ve onu anlamak, umarım hastalık ile başa çıkmamız da bize yardımcı olur.

Yazının orijinaline https://hyperallergic.com/547860/when-disaster-cant-be-pictured/ linki aracılığı ile erişilebilir. İngilizce’den Türkçe’ye çevirilmiştir.


David Carrier Mart 21, 2020

Nicolas Poussin, “Ashdod’da Veba” (1630), yağlı boya tablo, 148 x 198 cm, Musée du Louvre, Paris (Resim Web Sanat Galerisi’nden alınmıştır.)

Eski görsel sanatlara ait çalışmalarımız, şimdiki zamana ait farkındalığımıza nasıl bir şeyler katar? Alabileceğimiz her yardıma ihtiyacımız olduğu bu zamanda, bu zor soru bir başlığı hak ediyor. Dünyayı temsil edebilmek onu anlamaktan geçer… ve onu anlamak, umarım bela ile başa çıkmamız da bize yardımcı olur. Şimdi, bir sanat tarihçisinin bakışı işe yarayabilir.

Modernite öncesi Avrupa’da çok ciddi bakteriyel hastalıklar malesef fazlasıyla yaygındı. İlaçlara dair bir bilgisizlik, yetersiz sağlık önlemleri ve uluslararası ticaret sayesinde hepsi de birçok insanı gündelik bazda öldürüyordu. Gündelik hayattaki bu dramatik değişimlerin edebiyatta ve görsel sanattlarda karşılığını bulduğunu görürüz. Boccaccio’nun Decameron’u (1353), bize Kara Veba’dan kendilerini koruyan izole olmuş erkek ve kadınların hikayelerini anlatır. Veba, aynı zamanda İtalyan resmini fazlasıyla etkilemiştir. Hayatta kalacak kadar şanslı olanlar ise, cehennem tasvirlerini artık başka bir şekilde anlar.

Nicolas Poussin (1594-1665) tarihi konu alan tablolarından ‘’Ashdod’da Veba’’ adlı Milan’daki salgına ilişkin olan hariç diğer eserlerinde zamanının güncel olaylarını tasvir etmemiştir. Öne sürdüğü konu ise aslında Eski Ahit’de geçen ‘Süleyman’ın Sandığıdır.’ (I Samuel 5:1-6) Filistinliler Tanrı’nın sandığını ele geçirdikten sonra Dagon’un tapınağına taşıyıp, onun yanı başına koyarlar. Ashdod halkı bir sonraki sabah uyandığında ise Dagon’un Tanrı’nın sandığının önünde yüzü koyun bir şekilde yerde düşmüş olduğunu görür. Dagon’u alıp yerine geri koyarlar.

Diğer sabah uyandıklarında ise, Dagon’u yeniden sandığın önünde yüzü yere gelecek şekilde düşmüş olarak görürler. Kafası ve elleri kopmuş bir şekilde eşikte durur, geriye sadece bedeni kalmıştır. Tanrı’nın eli Ashdod’un insanları ve civardakiler için oldukça ağırdı; onlara yıkım getirdi ve urlar ile kapladı.

Yani, Filistinlilerin sandığı çalması onlara vebayı getirir.

Poussin oldukça bilgili idi. Mimari arka planı ise trajedi oyunları için kurulan Rönesans setlerinden geliyordu. Rönesans tablolarından zekice alıntılar ve Latince yazılmış edebiyata yapılan imalar eserlerinde seçilebilir.

Ashdod’un ön plandaki kısımlarında ve sağ tarafta, veba kaynaklı ölüleri görüyoruz. Merkezin hafif solunda, tapınağın sol ucunda bulunan sandığa bakan adamları da seçebiliyoruz. Tapınağın alt tabanı haline getirilmiş rölyefin azıcık altına ise -hastalığı yayan etmen olan- fareleri hızla kaçışırken görüyoruz.

Acımasız bir sahne tabi ki. Buna rağmen gerçek tehditi herhangi bir şekilde aktarabilmek için çok rafine, yazınsal, belki de sizinde söyleyeceğiniz şekilde, oldukça estetik. Coğrafi ve tarihsel olarak uzak bir alandan bahsediyor olmak ise tabi ki bu yoruma katkı sağlıyor. Nitekim, diğer edebi ve görsel sanatlar da öyle. 

Merkezdeki kısaltılmış ölü kadın figürüne bir bakın… ya da merkezden sağa doğru yer alan detaya dikkat kesilin: pis kokudan dolayı burnunu kapatan bir adam tarafından gezdirilen ve olup biteni anlamak için çok genç olan bir çocuk. Harika bir şekilde düzenlenmiş öğeleri ile gördüğümüz bu görüntü, açıkça bir sanat eseri, bir belgesel değil. 

Domenico Gargiulo, “Veba Sırasında Piazza Mercatello 1656 — Spadaro” (1656), Museo Nazionale di San Martino, Naples (commons.wikimedia.org’a ait görsel)

Genelde, modernite öncesi sanatçıların çoğu büyük boyutlu tarihi eserlerinde güncel sorunları tasvir etmemiştir. Bir istisna, İtalya’nın en büyük şehri Napoli’nin nüfusunun yarısını öldüren salgını tasvir eden ‘’Pazar Meydanı, Napoli’nin Vebası’’ (1956) adlı eserin sahibi Domenico Garguilo’ya (1609-1675) ait.



(Gargiulo aynı zamanda şehirdeki iki felaketi daha resmetmişti: Vesuvius Dağı’nda 1631’de gerçekleşen büyük bir patlamayı, yoksul bir balıkçı olan Masaniello tarafından öncülük edilen 1647 isyanını. Masaniello bir köylü olduğu için tarihi bir tabloda bir kahraman gibi gösterilemezdi: o yüzden onun isyanı doğal bir felaket muamelesi görmüştür.)

Şimdilerde Piazza Dante olarak adlandırılan Largo Mercatello, büyük bir pazar meydanı idi. Arka kısımlarda 18. yüzyılın ortasında -alan yeniden inşa edildiği zaman- yıkılan bir şehir duvarını görüyoruz. Ölüler ise şehrin dışına gömülmekte. Kuş bakışı olarak baktığımız alan, ‘’Ashdod’daki Veba’’da gördüğümüz figürlere nazaran çok daha uzakta konumlandığımızı söylüyor. Ölüler, tepeleme bir şekilde başlarında hiçbir görevli olmadan istiflenmiş.

Poussin’in figürlerinin hareketleri, bir sanat tarihçisinin trajik performansındaki gibi, gerçek kaosu gösteriyor. Toplu gömmeler korkutucu olsa da, diz çöküp yalvaran İsa’ya rağmen Doğu’da yer alan Vesuvius’un üzerinde bulunan cennette, henüz müdahale etmemiş bir Tanrı var.




Napoleon 1799’da Orta Doğu’yu ele geçirdiğinde, birlikleri Marsilya Vebası’nın pençesine düşmüştü. Antoine-Jean Gros (1771-1835) tarafından yapılan “Bonaparte Jaffa’daki Vebalıları Ziyaret Ediyor” (1804) adlı tablo, imparatoru hasta askerine dokunurken ve sıraca hastalığına yakalananları tedavi etmek için Fransız kralları tarafından geleneksel olarak yapılan hareketleri yaparken gösteriyor.

Yani asıl tema acı çeken Fransız askerlerinden daha çok, Napolyon’un kahramanlığı. Harikulade giyinmiş imparator merhametli jestlerde bulunurken, görevliler ona eşlik ediyor. Bir yandan da, seferleri başarısız olduğunda Napolyon’un askerlerini terk ettiğine dair hikayeler gezip durur…


Jacques-Louis David’in (1748-1825) öğrencilerinden biri olan Gros, Salon’da sergilenecek olan bu propaganda resimlerinden birini resmetmesi için tutulmuştu.


Antoine-Jean Gros, “Jaffa’nın veba kurbanlarını ziyaret eden Bonaparte” (1804), yağlı boya tablo, 209 in × 280 ölçülerinde, Musée du Louvre, Paris ( commons.wikimedia.org’a ait görsel)


Modernite öncesi salgınlarda olduğu gibi, koronavirüs birçok insanı öldüren bir uluslararası sağlık sorunu olduğu kadar, insanların gündelik hayatlarını da salgını durdurmak adına yapılan girişimler sebebi ile kökten değiştirmekte.

ve benim hala, çağdaş bir resmin duruma uygun bir cevap olabileceğine dair derinden gelen bir kuşkum var. Çin canlı hayvan pazarının ya da uluslararası hava limanlarındaki sıraların trajediye dair uzaktan yakından uygun bir somutlaşma (embodiment) oluşturabildiğinden şüpheliyim.

Poussin’in yaptığı gibi, ölüleri güzel bir kompozisyon ile göstermek, günümüzün kamusal sanatı için hiç ikna edici olmazdı. Çin Başbakanı Xi Jinping’i acil durum çalışanlarını teftiş ederken veya Trump’ı virüs mağdurlarını hastane de ziyaret ederken göstermekte yeterli olmazdı. Aynı şekilde, Poussin-esk bir alegori ile, coronavirus salgınını Tanrı’nın bri cezası olarak okumakta.

Hiç bir şey bir alışılagelmiş sosyal düzenin bozulduğu bir veba sahnesinden daha düzensiz olamaz. Halbuki bu üç tasvirin hepsinde, düzeni kuran güçlü bir ilke var, gözle görünür ya da değil. Poussin’de salgına Tanrı sebep oluyor; Garguilo’da dehşetler ortaya serilirken gücünü sakınan bir Tanrı göklerden yönetiyor; ve Gros’un tablosunda, Napoleon bir Orta Çağ azizi gibi yenilmez bir lider.

Düzeni kuran böyle bir ilke mevcut değil iken, bu durumda vicdanlı çağdaş bir ressam nasıl ilerlemeli? Bu soruya bir yanıtım yok. Sorunun bir parçası, güncel sorunların boyutu; insan yapımı veya doğal olsun, eşi benzeri olmayan bir ölçüye sahipler. Felaketin temsil edilemiyor olması onu sadece daha da korkutucu yapıyor.


Bugünlerde güncel sorunlara dair tasvirlerin gerçeğe uygun olmasını bekliyoruz.
Modernizm’in ortaya çıkışından sonra Gargiulo’nun teokratik görsellerinin resmetmesinin imkansız olduğu bir gerçeklik bu. Fotoğraf ve sinema, gerçeği resmetmek için şuan ayrıcalıklı yollarımızdan gibi gözüküyor. Yoksa eski ustaların tarihsel resimlerindeki çekinceleri, yeni medyayı kullanan görsel sanatçılar mı devraldı artık?

Böyle karışıklıklar olduğunda, düşüncelerim resim sanatının sosyal rolüne doğru merakla kayıyor –   duygusal derinlik ve sembolik aralıklar için bir dayanak olmuş ve sadece kendi tarihinin üst üste gelen katmanları ile zenginleşmiş bir resim sanatının iletebileceği bir şekilde icra edilecek bir resim sanatı.

Not: Bu makalenin yazımı için ileri okumalar ve kaynaklar Pierre Rosenberg, Nicolas Poussin: 1594-1665 (France Loisirs, 1994); Annamaria Testaverde Matteini, Micco Spadaro: Napoli ai tempi di Masaniello (Elemond-Electa, 2002): 150-1; Mark Salber Phillips ve Jordan Bear (Eğitim Uzmanı), Tarih Neyi Resmediyordu Ve Şuan Ne Yapıyor? (McGill-Queen Üniversite Yayını , 2019). yazınlarını içermektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir